BİOREZONANSLA ZAYIFLAMA YÖNTEMİ AMELİYATSIZ İŞTAH KONTROLÜ

Biorezonansla zayıflama ..Çikolata, Tatlı, Ekmek, Poğaça Alışkanlıklarınızdan Vazgeçemiyor musunuz? Diyet Yapmak Zor mu Geliyor? İştahınızı Kontrol Edemiyor musunuz? Biorezonans Terapi Yöntemi ile Gıda Bağımlılığı ve Kilo Verme Tam Size Göre…

Biorezonans Terapi yöntemiyle kilo verme sürecinde kişiye özel bir uygulama yapılmaktadır. Kişinin düşkün ve bağımlı olduğu gıda maddeleri tespit edilerek o ürün grupları üzerinden tedavi ve silme işlemi gerçekleşmektedir. Ülkemizde kilo vermek ve zayıflamak isteyen birçok kişi, Sağlıklı ve Hızlı bir şekilde nasıl kilo veririm? Sorusuna cevap aramaktadır. Bu yöntemle asıl hedef sağlığınızdan değil kilolarınızdan kurtulmanızdır.

Biorezonansla zayıflama kilo verme sürecini 3 başlıkta toplayabiliriz. 1) Düşkün ve Bağımlılığı olan gıdalara karşı isteksizlik yaratma. ( Şeker, Çikolata, Ekmek, Karbonhidrat Grubu) 2) Duygusal Açlık Tedavisi, Psikolojik Sakinlik ve Rahatlık Hali Sağlanır 3) Metabolizmanın daha hızlı çalışmasına destek olmak için enerjetik problemleri ortadan kaldırır. Biorezonans Terapi yöntemi Gıda Bağımlılığı ve kilo verme programıyla aç kalmadan konforlu bir gün geçirebilir doygunluk hissi sağlayarak kilo verme sürecini keyifli hale getirebilirsiniz. Karbonhidrata ekmek, maya, pirinç, makarna veya şeker, tatlı, çikolata gibi ürün gruplarında yeme isteksizliği yaratarak diyet ve sağlıklı beslenme programınızı kolay bir hale getirebilir bu sayede hedeflediğiniz kilonuza ulaşabilirsiniz. Bu zayıflama programında metabolizması yavaş çalışan kişilerede tavsiye edilmektedir. Biorezonans Terapi yöntemiyle kilo verme ve zayıflama sürecinde en önemli başarı, duygusal açlık yaşadığımız anları kontrol edebilmemize yardımcı olan Biorezonanın Renk uygulaması ile de destek verilir. Biorezonans Terapi yöntemi ile Gıda Bağımlılığı ve kilo verme programıyla ilk seans sonrasında bile porsiyonlarınız küçülecek yeme ihtiyacınızın belirgin oranda azaldığını göreceksiniz. Metabolizmanızın da hızlanmasıyla kilo verme süreci başlayacaktır. Kişinin zorlanmadan, aç kalma hissi yaşamadan konforlu bir şekilde kilo vermesi sağlanır.

Biorezonansla zayıflama :Neslihan Baykal Yakışan Biorezonans Terapisti Sağlıklı Yaşam Koçu

Biorezonans göktürk

Biorezonans Nedir?

Madde enerjinin bir formudur. Bunu çok uzun zamandan beri biliyoruz.Her madde, atomlarının elektron yapısından kaynaklanan ve o maddeye özel olan bir elektromanyetik ışınıma sahiptir. Bu elektromanyetik salınım (ya da foton ışınımı) şimdiye kadar deneysel amaçlı olarak kullanılmış olan hassas foton ölçüm aletleriyle ölçülebilir. Kuantum fiziğinden bildiğimiz gibi fotonlar aynı anda hem tanecik hem de dalga-frekans yapısındadır. Şu andaki çalışmalar her maddenin yaydığı kendine özel frekans paternini tek tek ayırabilecek teknolojiye doğru ilerlemektedir. Ancak teknoloji halen, maddelerin biofoton yayılımlarını ya da frekans paternlerini inceleyebilecek ve birbirinden ayırabilecek seviyede değildir.

Biofotonlar

Biofotonlar canlı dokulardan yayılan elektromanyetik ışınımlara verilen isimdir. Biofotonlarla ilgili olarak öncelikle Prof. Popp ve ekibinin yaptıkları tüm dünyada yankı uyandırmakta ve biofoton çalışmalarına yön vermektedir. Biorezonans Nedir. Biofotonlar konusunda şu anda dünya üzerinde çok sayıda ve çok merkezli çalışma yürütülüyor ve şimdiye dek bulunanlar sadece sağlık alanında değil diğer birçok alanda farklı bir gelecek vaat ediyor.

Biorezonansın Gelişimi

Morell tipi biorezonans temelde akupunktur konusunda çalışmalarıyla bilinen Dr. Voll’ün (ve çağdaşı Dr. Rhayadaku’nun) 1960’lı yıllardaki elektroakupunktur ölçümleri sırasında yapılan gözlemlerinin homeopati kurallarıyla birleştirilmesini temel alır. Biorezonans Nedir. Akupunktur noktalarının elektriksel direnç ölçümlerinin test edilmesi elektro-akupunktur olarak bilinir. Biorezonans elektroakupunktur testleri sırasında kullanılan elektriksel devre içine homeopatik ilaçların sokulmasının akupunktur noktasından alınan elektriksel direnç ölçümünü değiştirdiği gözlemine dayanır.Homeopatik ilacın etkisi vücudun meridyen sisteminde elektriksel değişikliklere yol açmaktadır ve bu gözlem biorezonansın temelini atmıştır.

Her madde enerjetik bir özelliğe ve bir frekans paternine sahiptir. Bu frekans paterni vücutla etkileşime girebilmektedir ve bu frekans paternini ölçmek mümkün değildir ancak vücut üzerindeki etkileri ölçülebilir. Biorezonans Nedir. Yani homeopatik frekanslar şu andaki teknoloji ile ölçülemez, vücut üzerine etkileri ise ölçülebilir. Zaman içinde maddelerin frekans paternleri ile vücudun frekans paternini karşılaştıran ve eşleşmelere bakarak vücudun yaşamsal özellikleri ya da organların durumu ya da gıda intoleransı olup olmadığı ile ilgili testler yapan cihazlar çıkmış olsa da bu cihazlar burada bahsedilen MORELL tipi biorezonans kavramı ile alakalı değildir. Maddelerin frekans paternlerini görmek, ölçmek mümkün olmadığı için bu frekans paternlerini vücut frekans paterni içinde aramak ve eşleşme yapmak da tabii ki mümkün değildir.

Morell tipi biorezonans kavramında tedavinin vücut üzerine etkilerini ya da verilen frekansın vücutla rezonansa girip girmediğini vücut üzerinde yapılacak akupunktur ölçümleri ile ya da bazı bioenerjetik tekniklerle gözlemek mümkündür ancak bu gözlemler test-ölçüm olarak algılanmamalıdır. Bu ölçümler cihaz tarafından yapılmaz, tecrübeli bir terapist tarafından algılanabilir ancak bunlar bildiğimiz anlamda testler olarak sunulmamalıdır.

Biorezonans Terapileri ile destek verilebilen hastalıklardan bazıları;

  • Alerjiler ve Alerji çalışan sağlık sorunları (Egzama hastalığı, sedef hastalığı, alerjik rinit, sinizüt, alerjik astım, gıda alerjileri, solunum yolu alerjileri)
  • Bağımlılıklar (Sigara bağımlılığı, Alkol Bağımlılığı, Gıda bağımlılığı)
  • Genel sağlığın desteklenmesi
  • Kronik hastalıklarda destek (Kronik Sistit)
  • Kronik yorgunluk sendromu
  • Fibromiyaljiler
  • Ameliyat sonrası iyileşmenin hızlandırılması
  • Romatizma ve diğer ağrılar
  • Ruhsal Problemler
  • Detoks – Vücudun toksinlerden temizlemek
  • Bağışıklığı güçlendirme
  • Obezite – Zayıflama
  • Karaciğer problemleri
  • Mide-Bağırsak Sistemi

  Nudayspa adresimize tıklayarak diğer hizmetlerimizi görebilirsiniz.

Göktürk Diyetisyen ve Soft Göktürk ekibi olarak her zaman yanınızdayız. 

Sağlıkla Kalın

Diyetisyen Göktürk GÜÇLÜ BİR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ İÇİN

Diyetisyen Göktürk …Dünya olarak içinde bulunduğumuz pandemi durumu ve yaklaşan mevsim değişiklikleri, havaların soğuması ile birlikte artış gösteren hastalıklara karşı korunmak için hepimiz bağışıklık sistemini güçlendirmenin yollarını arıyoruz.

  Bağışıklık sistemi; vücudu zararlı bakteri ve enfeksiyonlarakarşı korumak için değişik organlarda bulunan bir doku ve hücreler düzenidir. Bağışıklık sisteminin %70’i bağırsaklardadır. Bağırsak mikrobiyotası önem taşımaktadır. 

  Düzensiz beslenme, stres, yorgunluk, uykusuzluk, vitamin-mineral eksiklikleri vücudun direncinin azalmasına yol açabiliyor. Vücudun savunmasını zayıflatan bu etkenler beraberinde morbidite (hasta olma oranı) riskini getiriyor.

Güçlü bir bağışıklık Sistemine sahip olmak için neler yapabiliriz?

1. DÜZENLİ VE YETERLİ BESLENİN

  Diyetisyen Göktürk .Bağışıklık sisteminin zayıflamasındaki en önemli sebep arasında besin yetersizliği gelir. Yeterli protein alımı, vitamin-mineral açısından zengin meyve-sebze tüketimi büyük önem taşıyor. Özellikle C vitamini değeri yüksek portakal, kivi, çilek, brokoli, soğan, yeşil biber gibi besinleri diyetimize ekleyerek vücut direncini arttırmada destek olabiliriz. Selenyumdan zengin, (deniz ürünleri, yumurta, tavuk eti, mantar, susam, tam tahıllar) çinko değeri yüksek (deniz ürünleri, hindi eti, kuru baklagiller, yağlı tohumlar) besinlere diyetimizde dengeli bir dağılımla yer vermeliyiz.

2. BOL SU İÇİN

  Vücuttaki tüm besinleri ve atıkları kan ve lenf sıvıları yoluyla taşıyan bir çözücü olan su; immün sistemi için vazgeçilmezdir.

3. C VİTAMİNİ ALIMI ÇOK ÖNEMLİ

  C vitamini iyi bir antioksidandır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kuşburnu, domates, soğan, yeşilbiber, kırmızı biber, maydanoz, tere, roka, brokoli, karnabahar, ıspanak, portakal, limon, mandalina, kivi gibi besinler en güçlü C vitamini kaynaklarıdır.

4. PROBİYOTİK KULLANIMI İLE BAĞIRSAK FLORAMIZI DESTEKLEYİN

  Bağırsak mikrobiyotası, bağırsakta bulunan organizmalar anlamına gelir. İmmünolojik, besinsel, fizylojik ve koruyucu süreçler üzerinde ciddi bir etkisi vardır. Dengeli bir bağırsak mikrobiyotası, sağlık için kritik öneme sahiptir. Bozulmuş bir bağırsak mikrobiyota yapısı ve/veya faaliyeti (disbiyosis), hastalıkların oluşumuna katkı sağlar. Probiyotikler, prebiyotikler ve sinbiyotikler ile bağırsak mikrobiyotasınıhedeflemek, potansiyel olarak bağışıklık sistemini güçlendirebilir ve hastalık riskini düşürebilir.

5. DÜZENLİ VE YETERLİ UYKU

  Düzenli ve yeterli uyku ruhsal ve fiziksel sağlığı korur. Yapılan araştırmalar düzensiz uykunun bağışıklık sistemi üzerine olumsuz etkileri olduğunu ve birçok kronik hastalıklara zemin hazırladığını göstermiştir. Günde 5 saatten daha az uyuyan bireylerde obezite, kalp hastalıkları, hipertansiyon ve Tip 2 DM (diyabet) daha fazla görülmektedir. Ayrıca yetersiz uyku glikoz toleransını ve insülin hassasiyetini azaltır, leptin(tokluk) hormonu seviyesini azaltır, bunun yanında ghrelin(açlık) hormonu seviyesini arttırır. Yani iştah mekanizmasını harekete geçirerek daha fazla kalori alınmasını sağlar. 

6. D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNE DİKKAT EDİN

  Yaz döneminin bitmesi ile birlikte vücutta en çok eksikliği hissedilen vitaminlerden ilk sırada D vitamini yer alıyor. D vitamini eksikliği, bağışıklık sistemi zayıflıklarına yol açmaktadır. Aynı zamanda D vitamini eksikliği durumlarında beden ağırlığı kontrolü de sağlanamamaktadır. D vitamininin en iyi kaynağı güneş olmakla beraber, D vitamininden zengin besinler; somon, yumurta, süttür. 

7. KALSİYUM VE PROTEİNDEN ZENGİN BESİNLER TÜKETİN

  Kalsiyum, bağışıklık sitemini kuvvetlendirir, vücudun su dengesini sağlar. Süt ve süt ürünlerinin kontrollü tüketimi ile kalsiyum alımı sağlanabilir. Beslenme programına yetişkin bireylerin günde 2-3 su bardağı (200ml) süt ve süt ürünleri eklenebilir. Vücutta enfeksiyon, enflamasyon varlığında, protein kaynaklarının yeterli tüketilmesi, vücutta oluşan yıkımı yapıma çevirmesi için oldukça önemlidir. Ayrıca protein yetersizliği depresyona yatkınlığı tetikler ve bağışıklık sisteminin çalışmasını engeller. Süt, yoğurt, kefir, ayran, peynir, yumurta, kırmızı et, tavuk ve balık gibi gıdalar proteinin en iyi kaynaklarıdır.

8. OMEGA 3 KAYNAKLARINA YÖNELİN

  Omega-3 bağışıklığı düzenleyici ve destekleyici özelliğe sahiptir. Balık, ceviz, keten tohumu, avokado ve sebzelerden semizotu omega-3 için iyi kaynaklardır. Bağışıklık sistemine iyi geldiği gibi depresyon tedavisinde de kullanılır. 

9. SELENYUMDAN ZENGİN BESİNLER TÜKETİN

  Bağışıklık sistemini destekleyen bir mineral olan selenyum soğuk algınlığı hastalıklarıyla doğrudan ilişkilidir. Zararlı mikroorganizmalar ile savaşan ve hücreleri koruyan selenyuma günlük beslenmede mutlaka yer verilmelidir. Selenyum eksikliğinin depresyonla doğrudan ilişkisi yapılan araştırmalarca kanıtlanmıştır. Tüm deniz ürünleri, mantar, susam, tam tahıllar, sarımsak, soğan, yumurta, tavuk eti, brezilya fındığı selenyumun en iyi kaynaklarıdır. 

10. ÇİNKODAN ZENGİN BESİNLER TÜKETİN

  Çinko, immün sistemi güçlendirir. Bağışıklık sisteminin temel mekanizmasında ve serbest radikallerin vücuda verdiği hasarı önlemede önemli bir role sahiptir. Ayrıca metabolizmayı hızlandırıcı etkisi vardır. Mevsim geçişlerinde mutlaka çinko seviyelerine bakılmalıdır. Çinko değerlerini besin yoluyla desteklemek için ana ve ara öğünlerinizde hindi eti, kuru baklagiller, deniz ürünleri, rüşeym, kabak çekirdeği, susam, ceviz fındık, fıstık gibi besinlere yer verilmelidir. 

Diyetisyen Tuğba Altın

Göktürk Diyetisyen

İstanbul Cad. Gökofis İş Merkezi No.20/2

0212 322 23 71

0541 360 33 24

Bültene kayıt ol